|
Haftasonu huzuru istanbulun yanıbaşında Büyükada da buldum dersen inanırmısınız? Kabataştan başlayan curcuna size hiç böyle hissettirmese de sonunda gerçekten huzur bulacağınız bir kaçamak yer var Büyükada da.
Sirkecideki Adalar İskelesinin yıkılmış olduğunu anlamamız belki 13:50 de olmasaydı Kabataşa koşturarak gitmek zorunda kalmazdık, 18 Mayis günü 14:00 Adalar vapuruna yetişmek için.
Adaya gidiş her zaman curcunadır bilirsiniz, hele bir de bahar ve yaz aylarında İstanbul'un en gözde sayfiye yerlerinden biridir ve pazarlık yapmadan tatil günlerinde çiftlik levreğini 20 YTL bir tabak kalamarı 18 YTL'ye yiyebileceğiniz Marmaranın gözde adaları Kınalı, Heybeli, Burgaz ve son durak Büyükada...
Büyükadaya inişte iskelede dondurmacılardan ve fayton durağından uzanan kuyruk içinden geçmek vakit alır bugünlerde. Adanın merkezi ve en çok hareket olan yerdir iskele. Ama adanın doğusuna doğru giderseniz kalabalık geçmişte kalır. Sadece yürümeye cesareti olanlar, bisiklete binebilenler ve faytondaki yüzler ile karşılaşırsınız. İşte bu durumda yürüyerek 45 dakika, bisiklet ile 20-25 dakika, fayton ile 15 dakika civarinda ulaşabileceğiniz bir mevkii vardır, bu son durakta. Aya Nikola mevkii diye geçer adı. Burada Türkiyenin En Romantik Butik Oteli diye sözü edilen bir yer var. Aya Nikola Butik Otel. Dışarıdan şaşalı bir girişi, saray kapısı yok ama içeride beklenmedik manzaralar ve şımartıcı bir huzur hakim. İstanbulda trafikte 1 dakika içinde kaç kere korna sesi ile irkilirsiniz, kaç tane otobüsün egzos dumanı burnunuza kaçar, kokusu üzerinize siner, boğazi ile ünlü şehrimizde kac kere denizin önüne ayaklarınızı uzatıp sadece dalganın sesini arkanızdaki ormanlardan gelen kokuyla birleştirebilirsiniz. Bu sahne çok uzakta değil. Ege veya Akdenize gitmenize gerek kalmadan bu butik otelde bu ortam yaratılmış daha doğrusu var olan bu doğal güzellikler korunmuş ve 11 odalı bir huzur yuvasına dönüştürülmüş. Mekanımızın ahşap kapısından içeri girdik ve taş merdivenlerden aşağıya indik. Her yer yeşil ve mavi tonlarda deniz ve ormanın birleşimi devam ediyor ve yürüdükçe artıyor. Sanki biraz önce iskeledeki insanlar burayı bilmiyormuş, bilen sadece 11 odada kalan sakinlermiş gibi iniyoruz merdivenlerden. Odamızı gösteriyorlar. Odaların isimleri ise Zümrüt. Ametist gibi orjinal isimler. Tasarımları ise içine girince anlaşılıyor. Ahşap hakim odalarda, yadırgayabilirsiniz büyük şehrin betonuna cok alışıksanız eğer. Esyalarımızı bıraktıktan sonra odaya arkamızı dönüyoruz, çünkü 10 metre önümüzde tahta bir iskele ve bu iskele üzerindeki şezlong ve minderler dikkatimizi çekiyor. Güneş hafiften yüzünü kaybettirirken, bir oturuyoruz şezlonglara sanki başka bir ülke, sanki İstanbul değil olduğumuz yer. Duyduğumuz tek ses ise denizin kara ile birleştiğinde duyulan ses ve bir kaç martı. Açıkçasi hemen uykusu geliyor insanın.
Geceye iskelenin arkasında kalan odaların bir üst tarafında olan manzarayı biraz daha yukarıdan gören lokantanın ışıkları yanıyor. Çatal bıçak sesleri duyuluyor, uzaktan uzaktan. Ama hem biraz tok olmanın hem de o anda fiziksel olarak yemek yemenin bulduğumuz huzur ve ruhsal açlığın önüne geçemediği için yemeğe çıkmıyoruz bile. Güneş tamamen batıp birde karşımızdan ay yükselince bir başka oluyor denizin rengi hava biraz soğuyor gece, omuzumuza bir şeyler almanın vakti geliyor. Mekanın sesizliğine gecenin sessizliğide ekleniyor ve denize doğru otururken İstanbul Anadolu yakasının yanı Kartal'ın ışıkları göz kırparak aydınlatıyor karşı kıyıyı. Neyseki ışıklara burdan bakıyoruz dedirtiyor insana. Gece geç saatlere kadar insan bırakamıyor ortamı uykunuz gelince ise odanizda 7-8 basamak çıkarak asma kata çıkıyorsunuz. Sabah belki bilerek açık renk alınmış perdelerden giren güneş ile uyanıyorsunuz ve genelde uyandığınızda görmeye alışık olmadığınız manzara ile çıkıyorsunuz dışarıya. 10 metre önünüzde çarsaf sakinliğinde ve bulutsuz bir havanın rengini taşıyan deniz ile uyanıyorsunuz. Hemen kahvaltıya çıkıyoruz masamız hazır ve gerçekten ince düşünülmüş bir sofra ile karşılaşıyoruz. Bırakın normal zeytini, kesik, yeşil zeytin bile var ve eski usül tavada çok lezzetli bir omlet donatılmış sofra dikkati çekiyor. Biraz üzücü sabah kahvaltısının sonrası. Çünkü yavaştan oteli terketme gereksinimi doğuyor. Kahvaltımızı bitirdikten sonra birer keyif çayı daha içiyoruz ve odamızı boşaltıyoruz. Aya Nikola Butik Otel içinde 3 tane de asma kat olmayan düz ayak olarak tanımlanabilecek odalar mevcut. Fiyatlarını sorarsanız evet çok ucuz değil ama bu huzur bu ortam bu manzaraya fazla fazla değer.
Teşekkür ediyor herkesle tokalaşıp çıkıyoruz ve yürüyerek iniyoruz adanın o kalabalık sıcak ve İstanbulu aratmayan karmaşasının içine. En azından birazcık robotluğumuzdan çıkıyor, hayatın sadece iş ve oradan oraya gitmek olmadığını hatırlayarak şehre geri dönüyoruz.
Açıkçası yazın otelde yer bulmanız birazcık zor. http://www.ayanikolabutikpansiyon.com/ adresinden hem ayrintılı bilgi hemde ulaşım bilgilerine ulaşarak irtibata geçebilirsiniz.
Şahsi fikrim bir kere bile olsa mutlaka zaman ve para ayırıp gidip görün ve o dinginlik duygusunu sizde yaşayın.
Onur Önder
1 Haziran 2008
Fotoğraflar
|