| Çek Cumhuriyeti - PRAG PRAHA PRAGUE PRAGA TURU |
|
Prag’ın geçmişiyle ilgili detaylı bilgiye 3 saniye içinde ulaşabilirsiniz, bu yüzden burada bu konuyla zaman kaybetmeyelim. Bizi ilgilendiren Prag’ın bugünü. Hareket planımızı 4 günlük bir tura göre yaptığımız ve dinlediğimiz yorumlara göre bu sürenin Prag için ideal olduğu için Kurban Bayramı tatili en uygun hareket vakti oldu. Bu tatilde Prag’a yaklaşık 6000 Türk giriş yaptığı bilgisine dayanarak söyleyebilirim ki konu Prag olduğunda her tur şirketi size neredeyse sınırsız sayıda alternatif sunabilmektedir. Tur seçiminde öncelikli tercihimizi yine referanslarımız sayesinde Pronto Tour’dan yana kullandık. Otel için ise şehrin biraz dışında bulunan 3 yıldızlı Olympik Tristar’ı seçtik. Bu seçimde en önemli konu ucuzluktu. Fiyat performans olarak otelimizden çok memnun kaldık. Bence bir otelin en önemli üç özelliği temizlik, ısınma durumu ve sıcak sudur. Bu üç konuda da otelimiz harika bir performans sergiledi. Bu yüzden kişi başı 50-60 EUR civarı bir paranın cebinizden fazladan çıkmazı gerçekte mantıksızlık olur. Şehrin merkezine mertoyla sadece 4 durak olan otel, size kısa süreli de olsa halkın arasına karışma olanağı tanıyor. Prag ortasından geçen Vltava Nehri tarafından iki parçaya bölünmüş. Nehrin en önemli kısmı yerel ismiyle Karluv Most, bilinen adıyla Charles Köprüsü. Üstünde 70den fazla heykel bulunan bu upuzun köprü Prag’ın en popüler iki nesnesinden biri. Üstünde sürekli ressamlar, karikatüristler, dilek tutan, fotoğraf çektiren turistler, hediyelik eşyacılar bulunan bu köprü günün her anı dolu. Ama her saat başı olduğunda popülerliği bir diğer nesneye kaptırıyor, Astronomik Saat’e. Eski Şehir Meydanı’ndaki bu saar her saat başında yaklaşık 1 dakika için meydanı tıklım tıklım dolduruyor. Bu saatin olayı, saat başlarında üstündeki pencerelerden 12 havarinin bir tören edasıyla arz-ı endam etmesi. Biz de ilk günün heyecanıyla saat başında meydandaki yerimizi aldık. Saatin çalmaya başlamasıyla bütün meydanda büyük bir sessizlik oldu. Yaklaşık 1 dakika süren bu şovu bütün meydan çıt çıkarmadan izledik. Fakat beklentiyi yüksek tutmamak lazım, çünkü o kadar tantanaya değmeyecek sadelikte bir şov çıkıyor ortaya. Fakat saatin şekli gerçekten de enteresan, birbiri içine geçen halkalar, birçok astronomik olayı göstermekte, Dünya Ay ve Güneş’in konumları ve burçları gibi. Meydandan Charles Köprüsü’ne doğru giderken yolda rastlayacağınız iki adet sanatsal aktivite var, birincisi Black Light Theater, ibr ışık şovu, diğeri de National Marionette Theater, meşhur Prag kukla tiyatrosu. Buraya kadar gelmişken bir kukla tiyatrosu izlemeden dönmeyelim dedik ve 1 saatlik Don Giovanni Operasını izledik. Kendi adıma operadan pek hazzetmediğim için bu 1 saat de pek çekici gelmedi bana. Ama operaya ilginiz varsa ben mutlaka görün derim. Küçücük bir sahnede ilginç bir görsel şov olduğunu kabul etmem lazım. Zaten Prag’ın önemli hediyelik eşyalarından biri de meşhur kuklalar. Pinokyo’dan izlediğimiz operanın kahramanlarına kadar ve hatta Charlie Chaplin’e kadar birçok figürün kuklalarını bulmanız mümkün kukla dükkanlarında. Şimdi gezimize nehrin Astronomik saat tarafından devam edelim. Bu yakadaki bir diğer önemli yapı Vaclavske Caddesi’nin sonunda bulunan National Museum’dur. Çok güzel bir yapı olan müzenin bence en enteresan kısmı neredeyse dünya üstündeki tüm canlıları gerçek boyutlarında gösterdikleri kısımdır. Hatta bu kısımda bir tane de mavi balina iskeleti bulunmaktadır. Müzeden çıkıp Vaclavske Caddesi’ne doğru devam edince Prag’ın iki en ünlü meydanına arka arkaya ulaşıyoruz, Mustek ve Namaste Republiky. Mustek meydanı çevresinde son derece lüks alışveriş merkezleri, mağazalar ve restoranlar bulunmakta. Aslında Prag’ın değişen yüzü olan iş merkezlerinin bulunduğu Yeni Şehir Meydanı’na gidişte ilk durak olarak karşımıza çıkar. Şehrin tarihi dokusunun dışına çıkıp gündelik hayatın içine girmek için ideal bir rotaya da başlangıçlık eder. Bu kadar gezdikten sonra yürümekten yorulan bünyeler için birkaç alternatif sıralayalım yeri gelmişken. Geziye başlamadan önce benim ilgimi en çok çeken konu Prag’da biranın sudan ucuz olmasıydı. Bu söylemin gerçekliğini ispatlamak için 2 adet fotoğrafı gezi fotoğraflarının arasına koydum. Merak eden gidip bakabilir (bkz. Bira vs Su_1&2). Burdan da anlaşılacağı gibi benim molalardaki ilk tercihim biraydı. Çeşit çeşit biraları var Çeklerin, ama en popülerleri Pilsner Urquell ve Krusovice. Şehrin her tarafı bira olduğu için bence kendi damak zevkinize uygununu bulana kadar denemeniz en uygunu, ama abartmadan.. Bira içmeyenler için diğer bir güzel alternatif sıcak şarap. Tarçın ve diğer birkaç çeşit baharatla lezzetlendirilmş şarap, gerçekten soğuk olan Prag’da çok iyi geliyor. Fakat Prag diyince akla gelen iki içki var, Becherovka ve Absinth. Bu Absinth diye adlandırılan içki Türkiye’de yasak, bu yüzden uzak durun derim. Becherovka da hediyelik içki setlerinin gözdesi. Ayrıca küçük şişelerde de ucuza satılmakta. Bence Prag’dan insanlara getirilecek en güzel hediyelerden biri bu içki şişeleri. Becherovka’ya Karlovy Vary kısmında tekrar değineceğiz. Alkolsüz bişeyler denemek isterseniz kafelerde her çeşit kahveyi bulmak mümkün, hatta bazı yerlerde yanında bir tabak tramisu da götürülebilir zira İtalyanlar kadar güzel yapıyorlar. Prag sokaklarinda bulabileceğiniz en enteresan tat ise Trdlo isimli tatlı. Bildiğimiz hamuru parmak kalınlığında uzatıp bir döner silindire doluyorlar, dolarken de üstüne şeker serpiyorlar. Bu silindir döndükçe hamur da üstündeki şekerlerle beraber pişmekte. Sonuçta da karşınıza az şekerli, şerbetsiz ve sıcak bir hamur tatlısı çıkıyor. Ben o kadar çok sevdim ki bu tatlıyı 3 tanesini arka arkaya götürdüm bir seferinde. Eski Şehir Meydanı'ndaki pazar yerinde hemen karşınıza çıkar, mutlaka tadınız. Tadarken de meydandaki resim standlarını geziniz, çok enteresan şeyler bulabilirsiniz. Yemek konusunda da Prag’ın en enteresan olayı kesinlikle ördek. Türkiyede pek sık bulamayacağınız, bulsanız da bi hayli pahalı olan ördeği orda hemen hemen her restorantta bulmak mümkün. Ben ördeği bir de restorantların fiyatlarını karşılaştırmak için taban olarak da kullandım, bayaa da işime yaradı bu uygulama. Eğer ördek fikrim aklınıza yattıysa size özellikle gidip bulmanız ve orada yemeniz için bir restorant önereceğim, Olimpia Restaurant. Most Legii köprüsünün, ki kendisi Charles Köprüsü’den bir sonraki köprüdür, National Theater tarafında değil de karşı tarafındaki ucundadır. Fotoğraflarda göreceğiniz kocaman bir yarım ördek o restoranda yenmiştir ve gerçekten de Prag’da yenen en lezzetli yemek olarak kayıtlara geçmiştir. Bunun dışında meşhur Macar yemeği Gulaş da bu restoranın lezzetleri arasındadır. Bunlar dışında Prag yemekleri ve bu yüzden de restoranların olduğu sokaklar değişik ve bize ağır gelen bir şekilde kokmaktadır. Bence tam da bu yüzden fazla ağır ve soslu olacağını anladığınız yemeklerden uzak durun derim. Bu kadar kısa sürede damak zevkimiz ve midemizin Prag yemeklerine kolay kolay alışmasını bekleyemeyiz doğal olarak. Bu kadar yedik içtikten sonra geziye bu sefer de nehrin karşı tarafıyla devam edelim. Bu tarafın en enteresan kısmı kesinlikle Prag Kalesi’dir. Şehre tamamen hakim bir tepeye kurulmuş kale, oldukça geniş ve ilginç yapılar içeren bir alana yayılmıştır. Bu yapılardan en görülmeye değeri kesinlikle St. Vitus Katedrali’dir. Ülkenin en büyük katedrali olmasının yanında gotik tarzı da tam anlamyıyla yansıtmasıyla ünlüdür, ve gerçekten de çok büyüktür, fakat katedralin içinde büyük bir ihtişamla karşılaşmazsınız. Kale alanındaki bir diğer bölüm de Kafka’nın yazılarını yazdığı bir hayli küçük olan bir oda ve odanın bulunduğu sokaktır. Sokağın girişine kadar gidip biraz pahalı olduğunu öğrenince girmekten vazgeçtiğimiz için fazla bişey söyleyemeyeceğim bu sokak hakkında. Kaleden çekilmiş şehir fotoğraflarında göreceğiniz üzere şehrin çok güzel ve resimsel bir yapılaşması var. Bu yapılaşma çok güzel korunarak gerçek anlamda Avrupa’nın incisi yaratılmış Prag’da. Kaleden inerken uğranması gereken bir diğer önemli yapı St. Nicholas Kilisesi. Bu kilisenin çevresinde birçok hediyelik eşyacı var ve fiyatları da nispeten hesaplı. Prag turlarının değişmez ekstra çevre gezileri vardır. Bunlar 12 çeşit termal suyu ve kaplıcalarıyla meşhur Karlovy Vary, Kemikli Kilise’siyle meşhur Kutna Hora kasabası ve 2. Dünya Savaşı’ndan kalma bir nazi kampı olan Terezin. Biz bu turlardan sadece Karlovy Vary’ye katıldığımız için ancak bu konuda konuşacağım. Karlovy Vary dağların arasında, ortasından küçük bir nehir geçen, her tarafında oteller olan, kaplıcalar diyarı şirin bir kasaba. Yaklaşık 2 saatlik güzel bir yolculukla gidiliyor Karlovy Vary’ye. Kasabaya doğru inerken tepelerin üstündeki ve çam ağaçlarının arasındaki oteller buranın gerçekten de çok huzurlu bir yer olduğu hissini veriyor. Birçok ünlü insan yılın belirli dönemlerinde buraya gelerek bu huzurdan yararlanmaktaymış. Bazen de James Bond Casino Royal gibi filmlere ev sahipliği yapmaktaymış. Bizim için önemi ise Atatürk’ün bir dönem buraya gelerek şifa ve rahatlama araması. Kaldığı oda halen olduğu gibi tutulmaktaymış fakat ziyaret edilemiyordu biz oradayken. Karlovy Vary’nin bir dğer önemli noktası da daha önce de bahsettiğimiz Çeklerin 13. şifalı su diye isimlendirdikleri ve kasabadaki 12 çeşit şifalı suyun karışımından elde ettikleri Becherovka içkisi. Yeşil bir şişede satılan, yüksek alkol oranlı olan ve kasabanın merkezinde bir de devasa boyutta heykeli bulunan bu içkiyi en güzel hatıra eşyası olarak özel kutularda ve yanında da çeşitli kadeh ve bardaklarla her köşe başında bulmak mümkün. İşte böyle geçti bizim Prag’daki 4 günümüz. Şunu açıkça söyleyebilirim ki benim aklım Prag’da kaldı. Prag’da ne tarih, ne binalar, ne sosyal hayat, hiç birşey çok fazla değil ama herşeyden azar azar bulmak mümkün, bu da bu dünya güzeli şehri fazlasıyla yaşanılır kılmaya yetiyor. Benim size şiddetle tavsiyem, Prag’a gidin ve gezebildiğiniz bütün sokaklarını gezin ve mutlaka kaleden şehre, o turuncu kiremitli şehre doğru defalarca bakın. Bir de şehirdeki ilk biranızdan ilk yudumu benim için alın.. Kalın sağlıcakla..
Emre Özaydın – Şubat 2008
Yorum (0)
![]() Yorum yazin
|
| Sonraki > |
|---|


